ACININ ÖLÇÜSÜ KALMADI BU ÜLKEDE Tüm olanlardan sonra yazmak da yaşamak kadar ağır geliyor bana. İnsanın kendi acısını yaşaması, bir başkasının acısına üzülmesini güç kılıyor. Ama imkansız değil. Kardeşimi kaybedeli iki hafta oldu. Ne çabuk oldu. Son iki haftadır ülkede olanları takip ediyorum göz ucuyla, yetişebildiğim kadarıyla... Ben kendi acımı yaşarken, Güngören'de bombalar patlıyor, suçu sadece 'tesadüfen' orada bulunmak olan insanlar ölüyor, ağır yaralanıyor ve gazetelerde boy boy kanlı fotoğraflar, teröre lanetler okunuyor. Ben kendi acımı yaşarken, Minik Ömer, Belediyenin havuzuna girmek için 1 YTL parası olmayınca Seyhan Nehri'nde yüzmek istiyor ve hayatını yitiriyor. Baba oğluna sarılmış, 'Son sarılış' diyor gazeteler, kardeşim için de 'hayata son bakış' demişlerdi. Ne acımasız 'son' lar oluyor artık bu ülkede... Ben kendi acımı yaşarken, Yeni yeni kadınlar kocaları tarafından öldürülmeye, ölümle tehdit edilmeye devam ediyor. Ben kendi acımı yaşarken, Çürük bina cenneti olduğu bilinen Konya'da bu kez de bir kız yurdu çöküyor. Kuran Kursu için binada bulunan 15 ilköğretim okulu öğrencisi minik kız yaşamını yitiriyor, bir o kadarı da ağır yaralanıyor. Ne günahı, suçu var bunca insanın? Bu ülkede neler oluyor? Tüm olanları birleştirdiğimde ağzımdan çıkan tek söz, "Acının ölçüsü kalmadı bu memlekette..." oluyor. Bu çok tehlikeli bir şey değil mi? Acıların yarıştığı, "benimki seninkini geçti bak..." denilen bir ülkede nasıl umutla, üzülmeden, kaygısız, mutlu ve huzurlu yaşayabilir insanlar? İnsan olanlar... |