AŞURA TÖRENİ (HALKALI)

 

Çocukları çok seviyorum. Çünkü el değmemiş oluyorlar. Büyüklerin korkuları üzerlerine henüz yapışmamış oluyor…  Büyükler bu konuda ısrarcı olsa bile aşı öyle kolay tutmuyor işte…

Küçük yaşında, hayatın değil, bir başka insanın/insanların acımasız yüzü ile karşılaşan talihsiz yavrucakları saymazsak tabii, gözlerinde korku olmuyor çocukların…

Halkalı Meydanı’nda gerçekleşen ‘Aşura günü’ törenine katıldım. Aşura Günü;  Hz. Muhammed' in torunu imam Hüseyn' in, Kerbela' da Muaviye' nin oğlu Yezid tarafından, 72 arkadaşıyla birlikte şehit edildiği gün demek. Her yıldönümü, Muharrem ayının onuna rastlıyor. Arapçada onuncu anlamına gelen Aşura gününde, imam Hz. Hüseyn ve Kerbala şehitleri için yas törenleri düzenleniyor. Törene ilk kez katıldım. Alana polis kontrolünden sonra girdim. Meydanın çamur içinde olması dikkatimi ilk çeken şey oldu. Dini bir anmanın yapılacağı, onca insanın çocuklarıyla beraber katıldığı tören alanı nasıl böylesine çamur deryası olabiliyordu!

Tören alanında erkek ve kadınlar ayrı yerlerde duruyorlardı.  Konuşmalar başlamıştı. Minik erkek ve kız çocukları basının ilgi odağı olmuştu bile… Zincirlerle bağlanmış ellerinde güvercinler tutan erkek çocukları sahnenin ilk konuklarıydı…  Biri hariç tümü eldiven giymişti. Eldivensiz çocuk çıplak elleriyle tuttuğu kendisi kadar ürkmüş olan güvercinden korkuyordu…

 

Gülümsedim… Çocuğu işaret ederek yanımdaki görevliye, ‘Eldiveni olmadığı için güvercinden korkuyor’ dedim. Eldivenim olsa vereceğim ama yok. Adam yüzüme öylece baktı… Demez olaydım!

 

Basınımızın cengâver fotoğrafçılarından bunalıp alanda dolaşmaya karar verdim. Birileri sürekli basın kartımı soruyordu. Nedenini hala anlamadım… Alana gruplar halinde giren genç kızların içindeydim bir ara… Sorumluları, ‘Gülmek yok, ciddi olun kızlar. Sıranızı bozmayın, aranızdan da kimseyi geçirmeyin’ diyordu. ‘Gülmek yoktu!’ Neden? Ağlamaya gelinmişti çünkü... Kızlar bunun bilincinde değil miydi?

 

Bilenler için bugünün anlamı büyüktü… Caferilerin acıları tarif edilemezdi… Onları anlamaya çalıştım… Saygı duyuyorum…

 

 

Ben alanda dolanırken, Hz. Hüseyn’in şehit edilişi bir tiyatro gösterisi ile sergilenmeye başlandı. Tane tane inen gözyaşları hızlanıyordu… Koca meydan ağlıyordu. Kadın, erkek, çoluk çocuk herkes ağlıyordu… Dayanamadım, ben de ağladım. Kötülük hep vardı, var olacaktı… Zamanında Hz. Hüseyin’i katleden zihniyet, Gazze’de günahsız insanların, çocukların canını almaya devam ediyordu…  

 

 

Tekrar fotoğraf çekmeye başladım. Ağlayanları çekiyordum. Asırlardır süren acıyı günümüz insanının yüzünde görüyor belgelemek istiyordum. Acının zamana karşı nasıl olup da galip geldiğine şaşıyordum! İnanılmazdı…

 

 

Önce bir teyze vardı, sonra kızını sırtlamış bir anne, yerlerde öbekler halinde oturan kadınlar, çocuklar kucaklarında, en son da minik kızlar vardı objektifimin karşısında… (Erkekleri göremedim, onlardan da ağlayan vardır mutlaka… )

 

 

Kızlar çok ağlıyorlardı… Anlamakta güçlük çekmem garip miydi? Ya anlamak isteyişimdeki ısrar? Sonra ağlayan grup biraz durulur oldu… Aralarından iki kız dikkatimi çekti…  Ellerini ağızlarına kapamış, gülüyorlar mıydı?  

 

 

Birden manzara komik geldi. Minik kızlarla göz göze geldik, gülüyorlardı bunlar... Anladığım bir şeyler vardı neyse ki! Rahatladım. ‘Ciddi olacaksınız’ kuralını delmiş sayılmazlardı ama… Çünkü zaten törenin sonuna gelinmişti. Etrafı kırmızı bir sis sardı…

Dedim ya çocukları çok seviyorum diye…

 

 

(07 Ocak 2009)