ROJMİN

 

Sıradan bir gün…

 

Rojmin, Sude ve ben kaydırağın merdivenlerindeyiz. Oğlum Can da kaydıraktan kayıyor…

-          Biliyor musunuz benim de bir dövmem var diyorum. Meraklı gözlerini bana dikiyorlar ve ikisi birden,

-          Hani nerede? diye soruyorlar.  

-          İşte burada diyerek, sağ omzumu gösteriyorum.

-          Kelebekkkkk ne güzelmiş diyorlar.

-          Sahici değil mi bu?

-          Evet.

-          Nerede yaptırdın?

-          İstanbul’da, bundan 5 yıl önce…

Sude,

-          Hııım, ben dövmeyi sevmiyorum. Zaten annemde nefret ediyor. Yaptıranları görünce çok kızıyor diyor.

Rojmin atılıyor hemen,

-          Ben çok seviyorum, çiçek yaptıracağım biraz büyüdüğümde diyor.

Sude de bu kez,   

-          Aslında ben de belki… büyüdüğümde babam ya da kocam izin verirse yaptırırım bir dövme diyor.

Rojmin hiddetle,

-          Ben o izin vermeyen kocayı boşarım kızım diye söze giriyor.

Rojmin Kürt kızı. 10 yaşında. Sude ise göçmen bir ailenin kızı. O da 10 yaşında.

İzmir’in Çamdibi semtinde oturuyorlar. Doğduğum ve büyüdüğüm sokaklar onların şimdi. Oynadıkları park dedemin arazisiydi eskiden, biz oynardık aynı yerde ağaçlarda, çimende, toprakta; çamurla, suyla…

Aynı çamur Rojmin’in, Sude’nin avuçlarında şimdi… Bir koşu evine gidip beyaz bir kağıt getiriyor Rojmin, çamurla oğlumun ve benim isimlerimizi yazacakmış kağıdın üzerine…

Küçükken ben de oynardım çamurla, yoktu öyle şimdiki gibi renkli oyun hamurları falan. İnşaatların önündeki kum yığınlarının içinden çıkarırdık hamurları. Ne müthişti ama. Aklımıza ne gelirse yapardık sonra da; tabak, tencere, tencerenin içine yemek hatta…

Kızlar da ufak ufak parçalar yuvarlıyor ellerinde ve kağıdın üzerine Aslı yazmaya başlıyorlar.

Bir ara yanımıza Mustafa geliyor. Sanırım 5 yaşlarında…

Rojmin,

-          Aslı abla biliyor musun bu çocuk dilsiz diyor. Eli yüzü kirlenmiş oğlan koca gözlerini bize dikiyor.

Sude aynı anda,

-          Mıstık bak annen seni çağırıyor, bak orada işte, hadi git diyor. Gösterdiği yere bakıyoruz yok kimse.

Rojmin çıkışıyor yine hiddetle,

-          Kızım baksana sen bana! Niye kandırıyorsun bu çocuğu, neden gitsin istiyorsun? Senin vicdanın olmayabilir ama benim var tamam mı! Sen ona bakma Mıstık, yok orda annen, dur burada…

Sude çocuğun kirinden, fakirliğinden rahatsız olduğumuzu düşündüğü için mi böyle bir şey yaptı bilemiyorum.  

Bir süre sonra hediyelerini bitiriyor ve kağıdı bana uzatıyorlar, üzerinde ‘Aslı Can’ yazıyor.

 

Üzüm karası gözleri var Rojmin’in. Uzun kirpikleri, siyah dalgalı saçları. Kürtçe aksanlı güzel Türkçesi ve koca bir sesi.  Ve nasılda kendine güveni var…

İki kız çocuğu var yanımda. Biri Kürt, diğeri Göçmen. Ve büyümüş olan ben varım birde...

 Koca kadın olmuşum. Peki, büyüdüm mü gerçekten?

Kendi çocukluğumu görüyorum bu kızlarda…

Rojmin’in haksızlıklara karşı gösterdiği hiddetinde ve karakterinden ödün vermeyen halinde, hatta asiliğinde kendimi görüyorum,

Sude, ‘annem dövme yaptıranlara kızıyor’ dediğinde büyüklerimi görüyorum, büyüklerimin yersiz korkularını, yasaklarını…

        Ve ‘babam ya da eşim izin verirse dövme yaptırırım’ dediğinde ise ülkemi görüyorum…

O an, bu ülkede bir kız çocuğu olarak dünyaya gelmenin ağır yükünü bir kez daha hissediyorum omuzlarımda…

O minicik omuzlarında…

 

 

(03 Ekim 2009)